bir çilingir ortamı, kafalar fevkaladenin fevkinde iken:
-boş ver aşık filan olmayalım, kardeşim...
-olmayalım tabi... hem olup da ne olucak, sanki elimize bi bok geçicek...
-şu dubleyi kastediyosan geçen geçmiş zaten...
-geçen geçmiş de, elimize mi yoksa ....... neyse yaa. nerde kalmıştık..?
-aşk diye bi dalga yoktur diyoduk, en son.
-hah, öyle ya... sevgi vardır ama aşk yoktur aga..!
-ben de öyle diyorum zaten ya...
-o değil de, "aşık olduk da noldu? efesle turkcell zengin oldu" gibilerinden bişeyler vardı :))
-olum bırak şimdi goygoyu, mevzular derin.
-mevzular derin işte... boğulmasak diyorum bu gece de...
-sanki bugüne kadar hep su üstündeydik de...
-sen o derinlikte kaç geceni harap ettin peki?
-sayamam da...
-peki daha kaç gençliğin kaldı bi yerlerde?
-(iç çekerek) var mıydı ki..? ben hatırlayamıyorum pekala...
-boş ver aga! aşk dediğin nedir ki zaten?
-nedir peki?
-yazıldığı gibi... sesli başlayıp sessiz biten, ömrün en vefasız illeti...
-sessiz fırtınalar ne olucak peki?
-boş ver aga aşık filan olmayalım biz. zira...
-zira; biz kime aşık olsak o gidip bir başkasının oldu, olmaya da devam edecek gibi zira...
-zira'larda boğulucaz desene bugün...
-cidden ya. bugün... hangi gün, bugün..?
-çarşambayı pazara bağlayan seher vakti... ya da öyle bişeydi sanırım...
-bayram sabahı diyosun, yani..?
-yani... eh işte... her günün farklı rakamla belirtilip aynı şeklinin masamıza konuşundan beri geçemeyen her gün gibi...
-ama hayat da bitti gibi ha sanki?
- ne zaman başladı ki, zaar?
-hııı... bi de o var di mi?
- peki ne kazandık lan biz?
-ne mi kazandık?
-tamam, dur. şöyle sorucam; 25 yıllık hayatımızda ne yaptık lan, değer görücek?
-elifnaz var ya olum?
-iyi de elifnaz acaba bizi bu şekilde bilse hala "abim!" diye koşar mı kollarımıza her halükarda?
-olum, iyi de, elif bizi diğerleri gibi paramız, gücümüz,şanımız için mi sevdi lan?
-lan ne alaka? ama yine de düşünmüyo değilim hani, onun gözünde biz hep büyüktük, güçlüydük... yıkılmazsık lan işte...
-lan olum 25 yılda neler gördük... babam yıkıldı mı lan hiç? var mı öyle bi imkan?
-babam yıkılmaz aga..! bu koyduğumun dünyası yıkılır ama, BABAM YIKILMAZ..!
-hah işte. elif'e göre de biz öyleyiz olum... yıkılmayız...
-gerçi bir tek elif'im olsun ben de yıkılmam lan...
-mantalite aynı işte...
-o değil de saat kaç oldu lan? rakı bitti...
-geçi çok geçiyo... s*ktir et...
-seher mi lan o el sallayan..?
-aynen... gün doğuyo. vakitlerden seher...
-s*ktir olup gitsek mi..?
-nereye?
-di mi lan? nereye?
-sonuca bağlasak mesela?
-aşk boktur aga! net!
-madem öyle neden inatla yüzmeye yüz tutyoruz her seferinde?
-dibinde boğulmak deniyo lan ona!
-ya her ne haltsa artık...
-bizden bi bok olmaz aga...
-bizden neler neler olurdu da, bi bmw'miz yok aga...
-ne alakası var lan?
-görmüyo musun piyasayı..?
-görüyorum da biz o adamlardan değiliz be oğlum...
-olsak iyi olmaz mıydı..?
-bırak da bize gelen, BİZ OLDUĞUMUZ İÇİN GELSİN!
-o da başka bi yalan işte...
-illa o sebeple gelen birileri olacaktır, kardeşim inancını kaybetme...
-inandın mı lan söylediğine..?
-gibi gibi...
-hayat ne kadar zor olursa o kadar direncen de bazen gerçekten de bitebiliyo direncin... salvo...
-o da ayrı bi filmin konusu...
-her neyse program... gidip yatalım lan... pazartesi sınavın var...
-sanki senin yok lan...
-ben senin dünyayı sallamayan yanınım lan... senin iyiliğin için söylüyorum...
-haklısın kardeşim... bu durumda ben de melankolik yanım oluyorum di mi şimdi..?
-getirme aklına... gidip uyuyalım...
-ne zaman çıkmış ki aklımdan...
-tatlı rüyalar kardeşim...
-sana da kardeşim...
-can dur!
-evet?
-bizi hala ayırt edemiyolar di mi..?
-ee sen Junkie, bense Can... bunda ne var ayırt edilmeyecek...
-bunu bi biz, bi de defter biliyo zaten...
-bilen başkası olsa durumumuz çok daha faklı olmaz mıydı zaten..?
-haklısın da... bunu da okuyan olmaz gerçi yaa... neyin kavgasını veriyoruz biz..?
-bir şizofrenin otokontrol denemelerini...
Saygılarımızla...
(05:25 05/01/2013 Bosna-Hersek/KONYA)
4 Ocak 2013 Cuma
3 Ocak 2013 Perşembe
İçimden Geldi... (V)
son sigara...
son duble...
ve fonda Yasmin Levy...*
önümde yazdan kalma buruk bir aşk şiiri...
şiir bana aşikar, bense şiire tövbeli.
yine de yazdırıyor,
aslanlar sütünün her demi,
ama biliyorum kandırıyor,
pastırma yazlarının yalancı güneşi..!
lakin tutamıyorum da,
ne dilimi ne de kalemi...
sövmüyorum...
sövmüyorum da ben'den gidiyorum sanki...
sevmiyorum, sevmemeliyim diyorum;
kalp taşımanın başka ne olabilir ki emeli..?
ağlamıyorum da ben artık...
ağlayamıyorum doğru düzgün...
kocaman adamın gözü kanar mı hiç?
ağlamıyorum ben, sadece...
sadece, mizacım üzgün...
(03/01/2013 03:32 Bosna-Hersek/KONYA)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
*teşekkürler Cihan Aydın.
son duble...
ve fonda Yasmin Levy...*
önümde yazdan kalma buruk bir aşk şiiri...
şiir bana aşikar, bense şiire tövbeli.
yine de yazdırıyor,
aslanlar sütünün her demi,
ama biliyorum kandırıyor,
pastırma yazlarının yalancı güneşi..!
lakin tutamıyorum da,
ne dilimi ne de kalemi...
sövmüyorum...
sövmüyorum da ben'den gidiyorum sanki...
sevmiyorum, sevmemeliyim diyorum;
kalp taşımanın başka ne olabilir ki emeli..?
ağlamıyorum da ben artık...
ağlayamıyorum doğru düzgün...
kocaman adamın gözü kanar mı hiç?
ağlamıyorum ben, sadece...
sadece, mizacım üzgün...
(03/01/2013 03:32 Bosna-Hersek/KONYA)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
*teşekkürler Cihan Aydın.
7 Kasım 2012 Çarşamba
Doğmamış Aşka Mektuplar (III)
Aşk yeterince haşmetli mi ?
Peki niye hala yaş mendilim?
Gözümde bir şeyler var nem gibi..
Aşk beni korur mu annem gibi??
Soruyorum sana "yar ben kimim ??!"
Görsen yüzümün al rengini
Tanıyamazsın şimdi söyle
Aşk benim olur mu annem gibi...
İstediklerimi vermediler bana kandırıldım kalleşçe
Şimdi gökte yüzüm olup bitenlerden hesap soruyorum hayretle
Hayatımı merak edersen gözümün önündeki kareleri say tek tek
22'ye geldim bu güne kadar tek becerebildiğim kaybetmek (Şanışer)
İlkte akla geleni yapmak lazım derler, zira ilk akla geleni yap yoksa karar vermek zorunda kalır, bocalarsın dediler de... eee? ne farkımız kaldı o zaman hayvandan, iç güdülerimizle gideceksek bu hayatta? gerçi düşündükce ben kim oldum ki şimdi?
İnsanlara dert anlatmaya çalıştıkca, kafamda olan biteni çözdürmeye çalıştıkca, kim oldum ben? önemli olan kimin ne düşündüğü değil benim ne düşündüğüm olmamalı mı benim için..?
Çekinmek ya da korkmak neden bu kadar zayıflık oldu? önümde kalan bi kaç gün... kıştan önce gelen ömrümdeki son güz... belki de... son kayıp olmalı bu, tanrının verdiği sözü tutması için vermem gereken son savaş belki de... bıkmadı da değilim hani; bi arkadaşımın sözleri gelio aklımın ucuna; "yaşayarak mı savaşıcaz lan, savaşarak mı yaşıyacaz?"
Gitmek var ya aklımda... bu şehri beyninden vurup da gitmek... alnım ak olsa bile ilk defa da değil ya, alışık olduğum bişey oldu boynu bükmek... zira; boynun bükükken bakmaz insanlar yüzüne. korkarlar da bi yerde, yardım etmek zorunda kalmaktan... bu sayede gizlersin göz yaşlarını... kimse görmez gözlerinin buğusunu ve anlamazlar aslında ne kadar zayıf kaldığını...
Ben de görünmez olurum kendimce, ne zaman kaybetsem... emin ol üstüme de yoktur aslında saklanmakta. köşeye çekilip beklerim unutulmayı, karanlığa çekilip beklerim yok etmeyi umutlarımı, sessizliğe çekilip beklerim azrailimle sözleşip...
Ve beklenen gün gelir... birden bire beliriveririm iç muhakemem sona erdiğinde, birden görünür olurum kalbimde birini daha idam ettiğimde...
Sustururum dilimi, soldururum kalemimi de, bi durduramam işte zamanın ritmini... ki odur aslında durduracak olan beni, susturacak olan kalbimi, solduracak olan bedenimi...
Neymiş? karar verecek olan ben değilmişim ey ademoğlu! ben değilmişim beni durduracak! dost unut der , salla der, yapma der, etme der, der, der, der, der de der... onlar söyledikçe atarım derine herşeyi... o yüzden uyurum deli gibi... bilinç altım o kadar dolu ki, boşaltmam için bir gün değil belki bir ömür gerekli...
uyanmak istemem sabaha... aklıma geliceksin diye ödüm de patlasa gözlerimi açar açmaz sen olursun her yerde... ben senin gibi değilim, ben dinleyemem insanları...
ruh.dll bulunamadı!
insanoğlu seçimleriyle yaşar dediler. yaptık...
seçimlerin geleceğini belirler dediler... deliğimizin çapını aşmadık...
gelecek için hedefler koymalısın dediler. e onu da yaptık...
hedeflerine ulaşmak için hırs yapmalısın dediler... ucundan da olsa kendimizce hırslandık...
ya şimdi..?
teker teker elimize geçen fırsatlar için heyecanlanmak gerekmiyor mu artık..? ya da elde edilen bazı hedeflerin bizi kamçılaması..?
boşluk... hissiyatın adı bu olmasa da popüler tabiri bu...
yeni bir aşk ya da yeni bir iş için duyulan en azından duyulması gereken heyecan nerde şimdi..?
tam da seni bi yerlere bağlamak adına canını olabildiğine yakan sözüm ona "prangalardan" kurtulduktan sonra...
sanırım "istenmeyen otun başında bitmesi" olayı da bu... istemeye istemeye robotlaştık...
sonuç: ruh.dll bulunamadı..!
seçimlerin geleceğini belirler dediler... deliğimizin çapını aşmadık...
gelecek için hedefler koymalısın dediler. e onu da yaptık...
hedeflerine ulaşmak için hırs yapmalısın dediler... ucundan da olsa kendimizce hırslandık...
ya şimdi..?
teker teker elimize geçen fırsatlar için heyecanlanmak gerekmiyor mu artık..? ya da elde edilen bazı hedeflerin bizi kamçılaması..?
boşluk... hissiyatın adı bu olmasa da popüler tabiri bu...
yeni bir aşk ya da yeni bir iş için duyulan en azından duyulması gereken heyecan nerde şimdi..?
tam da seni bi yerlere bağlamak adına canını olabildiğine yakan sözüm ona "prangalardan" kurtulduktan sonra...
sanırım "istenmeyen otun başında bitmesi" olayı da bu... istemeye istemeye robotlaştık...
sonuç: ruh.dll bulunamadı..!
21 Haziran 2012 Perşembe
Deklarasyon..!
nasıl? dışarıdan bakılınca yeterince saf gelebiliyo muyum gözünüze? o gözler ki, at gözlüğüyle çerçevelenmiş, bir kaç pikselle dünyaya bakmaya çalışan...
ya da ne düşünüyosunuz acaba, hayal alemlerinizde? şöyle mi:
"bugün de yedik can'ı !" ya da "alttan alttan nasıl da laf vuruyoruz, hahaha" gibilerinden, nidasal edalar da mevcut mu?
cidden merak ediyorum. her şey bu kadar mı basit? bu denli dünyevi mi?
bunca şeye sessiz kaldım diye, nedendir bu ayak oyunları? acaba "ayak" oyunlarını, "akıl" oyunuyla karıştırmanızdan mı?
bilmek lazım gelir ki, yukarda bahsettiğim farkı anlayamamak tamamen cehaletle ilgilidir. yine de sesimi çıkarmıyorum, siz gibilere karşı... zira "cehalete, metanet gösterecek medeni cesarete sahiplik, ailevi geleneğimizdir."
ya da tarihten de mi ders alamazsın ademoğlu? benim tarihim ne ola ki ders alasın tamam da, sessiz atın çiftesi de pek olur be birader ya...
biliyorum sevenimden çok, sevmeyenim var etrafımda. bu sevmeyenlerin de bir tamamı da, yüzüme gülmeye devam ediyo ya, ne diyeyim; allah selamet versin...
tamam, kabul ediyorum. açıklarımı asla saklamıyorum. ama inatla bunları kullanmaya çalışmak niye? getirisi neyse bilmek istiyorum sadece... şan ya da şöhret filan mı sahibiyim? ya da bir kaç kız ya da erkek sizi daha mı çok sevecek? cebinize bir kaç balya mı girecek? tüm dünya size mi biyad edecek?
bunların herhangi biri umrumda mı acaba? alın hepsi sizin olsun da, sadece huzurumla bırakın beni bir başıma...
kim olduğunuzu, ne yaptığınızı biliyorum da, neden-sonuç bağını kuramıyorum bir türlü... üzülüyorum da bi yandan... "neden insanlar böyle saçma sapan yollar seçerler?"diyorum kendi kendime, sonra "çiğ süt emdiğimiz" geliyo aklıma...
sabrediyorum, sırlarımı paylaşıyorum, daha da samimi olmaya çalışıyorum ki; belki olur da, "dank" eder ve düzelirler diyorum... ama inadına yapar gibi aksi emareler göstermeye çalışıyosunuz, neden?
en çok da, değer verdiğim insanların bunları yapması canımı yakıyo ya ayrı konu... üzerimden prim yapmak suretiyle çıktığınız tepelerde ne kadar ayakta kalabileceksiniz, hep beraber bakıp görelim... deneyen hatta kendince başaranlar şimdi nerdeler? bilmez misiniz, hak etmeden elde ettiğiniz şeyler fazlasıyla bir şeyler götürürler sizden...
neyse abi, bakın dalganıza işte... er ya da geç yüzleşirsiniz yaptıklarınızla... bir çoğunuza bunu ben bizzat sağlarım da sıkıntı yok... bunu yapamayacağımı düşünenler varsa da, en başından "hakkım helal olamaz size" bunu bilseniz bile yeter desem de, zaten az buçuk bu tür kaygılarınız olsa, tüm bu tip ucuz uğraşlar içine girmezdiniz...
bugünlerde başarılarınızı kutlamaya devam edin... benden çok şey çaldınız, sevgi ve saygı da dahil... dediğim gibi; "eğer varsa yenen hakkımız, mahşere değin, esen kalınız..." en kötü ihtimalle o gün yüz yüze geleceğiz...
illa ki...
selametle...
ya da ne düşünüyosunuz acaba, hayal alemlerinizde? şöyle mi:
"bugün de yedik can'ı !" ya da "alttan alttan nasıl da laf vuruyoruz, hahaha" gibilerinden, nidasal edalar da mevcut mu?
cidden merak ediyorum. her şey bu kadar mı basit? bu denli dünyevi mi?
bunca şeye sessiz kaldım diye, nedendir bu ayak oyunları? acaba "ayak" oyunlarını, "akıl" oyunuyla karıştırmanızdan mı?
bilmek lazım gelir ki, yukarda bahsettiğim farkı anlayamamak tamamen cehaletle ilgilidir. yine de sesimi çıkarmıyorum, siz gibilere karşı... zira "cehalete, metanet gösterecek medeni cesarete sahiplik, ailevi geleneğimizdir."
ya da tarihten de mi ders alamazsın ademoğlu? benim tarihim ne ola ki ders alasın tamam da, sessiz atın çiftesi de pek olur be birader ya...
biliyorum sevenimden çok, sevmeyenim var etrafımda. bu sevmeyenlerin de bir tamamı da, yüzüme gülmeye devam ediyo ya, ne diyeyim; allah selamet versin...
tamam, kabul ediyorum. açıklarımı asla saklamıyorum. ama inatla bunları kullanmaya çalışmak niye? getirisi neyse bilmek istiyorum sadece... şan ya da şöhret filan mı sahibiyim? ya da bir kaç kız ya da erkek sizi daha mı çok sevecek? cebinize bir kaç balya mı girecek? tüm dünya size mi biyad edecek?
bunların herhangi biri umrumda mı acaba? alın hepsi sizin olsun da, sadece huzurumla bırakın beni bir başıma...
kim olduğunuzu, ne yaptığınızı biliyorum da, neden-sonuç bağını kuramıyorum bir türlü... üzülüyorum da bi yandan... "neden insanlar böyle saçma sapan yollar seçerler?"diyorum kendi kendime, sonra "çiğ süt emdiğimiz" geliyo aklıma...
sabrediyorum, sırlarımı paylaşıyorum, daha da samimi olmaya çalışıyorum ki; belki olur da, "dank" eder ve düzelirler diyorum... ama inadına yapar gibi aksi emareler göstermeye çalışıyosunuz, neden?
en çok da, değer verdiğim insanların bunları yapması canımı yakıyo ya ayrı konu... üzerimden prim yapmak suretiyle çıktığınız tepelerde ne kadar ayakta kalabileceksiniz, hep beraber bakıp görelim... deneyen hatta kendince başaranlar şimdi nerdeler? bilmez misiniz, hak etmeden elde ettiğiniz şeyler fazlasıyla bir şeyler götürürler sizden...
neyse abi, bakın dalganıza işte... er ya da geç yüzleşirsiniz yaptıklarınızla... bir çoğunuza bunu ben bizzat sağlarım da sıkıntı yok... bunu yapamayacağımı düşünenler varsa da, en başından "hakkım helal olamaz size" bunu bilseniz bile yeter desem de, zaten az buçuk bu tür kaygılarınız olsa, tüm bu tip ucuz uğraşlar içine girmezdiniz...
bugünlerde başarılarınızı kutlamaya devam edin... benden çok şey çaldınız, sevgi ve saygı da dahil... dediğim gibi; "eğer varsa yenen hakkımız, mahşere değin, esen kalınız..." en kötü ihtimalle o gün yüz yüze geleceğiz...
illa ki...
selametle...
17 Haziran 2012 Pazar
Doğmamış Aşka Mektuplar... (II)
Şişenin dibinde kalan son duble rakı gibiydik...
Sen ve ben...
İkimizin de canı çekiyordu, deli gibi...
Lâkin;
Takati yoktu, bir yudum almaya kimsenin...
Anla işte...
26 Mayıs 2012 Cumartesi
destur..!
konyadaki son savaşa bir gün kaldı...
heyecan hat safhada, ayrı konu da; beni asıl -en güzeli olmasa da- buraya verdiğim beş yılım sıkıyo.
yaşadıklarım... yaşattıklarım... ve olumsuz geçmiş zaman kipiyle sonlandırdıklarım...
dile kolay bi yerde, 19'umdan, 24'üme...
benden başka üç farklı ben yaratan beş sene...
bursa'da beni bekleyen bir hayat var. burda bırakmaya hazırlandığımdan çok daha farklı...
konya'da bıraktıklarım da, en az bursa'da bulacaklarımın yarattığı heyecan kadar burkuyo içimi...
dedim ya, iki ayrı hayat... ikisini bi araya alma gibi bi şansım olsa, dakika düşünmez uygulardım da; yok da öyle bi dünya farkındayım, hani...
kaçabilmek adına (her şeyden) üçüncü bir hayat var planlarımın arasında... çok uzaklarda, çok farklı insanlarla, çok farklı bir ben olacak o hayatta...
new york, boston, los angeles, londra vs. bu liste çok da uzamaz aslında.
asıl sorun neresi ya da nasıl olacağı da değil. asıl sıkıntı şu ki; bu iki hayatın arasında kalmak bile beni bu denli gerebiliyosa; üçüncü bi hayat bana neler yapmaz..?
kaldırabilecek kadar güçlü müyüm acaba..?
başka bir hüsrana daha gücüm yok zira. bir şeylerden kaçmak benim tarzım değil aslında. "bu üçüncü hayatı bunun için mi istiyorum?" sorusuna bile cevap bulamıyorum şu aralar... sanırım yaşanan belli sıkıntılar ve hayal kırıklıkları buna sebep... kafamı rahatlattığımda buna da cevap bulurum elbet de, ben kaçmak değil, kalıp savaşmak istiyorum... gitmek de istiyorum ayrı konu. hayallerim mevzuyu bahis. ama arkada karanlık bırakarak değil, aklımın en ufak, en derin, en karanlık köşesini dahi aydınlatarak gitmek en işlevsel anahtarım benim...
ne kadar gücüm yeter. ne kadar sabrederim bilmiyorum da, "sanırım bi şekilde hallederim yine" diye düşünüyorum... sahte dostluklar, sahte sevgiler illaki olacak gittiğim yerde de, ama en azından artık canımı yakmalarına izin vermeyeceğim.
bunu da "güvenimi zula yapıp, kendime kalmasını sağlayarak" yapıcam yine...
ama her şeyden önce; şu allahın belası okulu bitirmem lazım... materyallerim hazır, ben ise nazırım. burdaki son göreve tam anlamıyla odaklanma zamanı. ve yaldız bu işi bitirebilecek kapasitede...
destur..!
heyecan hat safhada, ayrı konu da; beni asıl -en güzeli olmasa da- buraya verdiğim beş yılım sıkıyo.
yaşadıklarım... yaşattıklarım... ve olumsuz geçmiş zaman kipiyle sonlandırdıklarım...
dile kolay bi yerde, 19'umdan, 24'üme...
benden başka üç farklı ben yaratan beş sene...
bursa'da beni bekleyen bir hayat var. burda bırakmaya hazırlandığımdan çok daha farklı...
konya'da bıraktıklarım da, en az bursa'da bulacaklarımın yarattığı heyecan kadar burkuyo içimi...
dedim ya, iki ayrı hayat... ikisini bi araya alma gibi bi şansım olsa, dakika düşünmez uygulardım da; yok da öyle bi dünya farkındayım, hani...
kaçabilmek adına (her şeyden) üçüncü bir hayat var planlarımın arasında... çok uzaklarda, çok farklı insanlarla, çok farklı bir ben olacak o hayatta...
new york, boston, los angeles, londra vs. bu liste çok da uzamaz aslında.
asıl sorun neresi ya da nasıl olacağı da değil. asıl sıkıntı şu ki; bu iki hayatın arasında kalmak bile beni bu denli gerebiliyosa; üçüncü bi hayat bana neler yapmaz..?
kaldırabilecek kadar güçlü müyüm acaba..?
başka bir hüsrana daha gücüm yok zira. bir şeylerden kaçmak benim tarzım değil aslında. "bu üçüncü hayatı bunun için mi istiyorum?" sorusuna bile cevap bulamıyorum şu aralar... sanırım yaşanan belli sıkıntılar ve hayal kırıklıkları buna sebep... kafamı rahatlattığımda buna da cevap bulurum elbet de, ben kaçmak değil, kalıp savaşmak istiyorum... gitmek de istiyorum ayrı konu. hayallerim mevzuyu bahis. ama arkada karanlık bırakarak değil, aklımın en ufak, en derin, en karanlık köşesini dahi aydınlatarak gitmek en işlevsel anahtarım benim...
ne kadar gücüm yeter. ne kadar sabrederim bilmiyorum da, "sanırım bi şekilde hallederim yine" diye düşünüyorum... sahte dostluklar, sahte sevgiler illaki olacak gittiğim yerde de, ama en azından artık canımı yakmalarına izin vermeyeceğim.
bunu da "güvenimi zula yapıp, kendime kalmasını sağlayarak" yapıcam yine...
ama her şeyden önce; şu allahın belası okulu bitirmem lazım... materyallerim hazır, ben ise nazırım. burdaki son göreve tam anlamıyla odaklanma zamanı. ve yaldız bu işi bitirebilecek kapasitede...
destur..!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)